Category Archives: katilimcilardan

Katılımcılardan: V. İstanbul’a Sadakat Gezisi/Tarlabaşı, Zeynep Meydanoğlu

Tarlabaşı’na Sadakat

Beyoğlu’na midye dolmalar nereden geliyor, “çöp toplayanlar” nereye gidiyor, tek bir semtte kaç farklı kimlik barınabilir (çingene, Kürt, travesti, Afrikalı..) ve daha nice soruların cevabını bu pazar sabahı Tarlabaşı’nda bulduk.. Bulmanın sevinciyle çok yakında yok olacağını bilmenin burukluğunu aynı anda yaşadık.

Yanlış anlamayın, Tarlabaşı’nı romantize etmeye çalışmıyorum – semte dönüşüm gerektiği muhakkak da, söz konusu projeleri yerinde görünce insan bir duraksıyor..
Koca blokların üzerinde sergilenen, içleri yıkılarak sadece dış cepheleri kalmış evler – içi doldurulmuş donuk bakışlı hayvanları andıracak..
Diğer yandan halk zorla tahliye ediliyor, tapulu malları adeta gasp ediliyor, şehir dışı denebilecek uzaklıkta yerlere sürülüyor..

Gezi bittiğinde anlıyorsunuz ki bu kentsel dönüşüm dedikleri şey ne uluslararası mimari standartlara ne de insan haklarına uyuyor..
Tarlabaşı’nı öyle bir sterilize edecekler ki, eskiden eser kalmayacak, semtte hayatın yeniden yeşermesi ise uzun yıllar alacak.

Zeynep Meydanoğlu

Reklamlar

Katılımcılardan: V. İstanbul’a Sadakat Gezisi/Tarlabaşı, Aynur Koç

TARLABAŞI’NA  DA  SAHİP ÇIKALIM.

 Arkadaşlar İstanbul S.O.S grubu bir süredir  İstanbul’un ‘’kentsel dönüşüm projesi ‘’ altında yok olacak semtlerine  Atlas Dergisi ile beraber sadakat turları düzenliyor. Son derece bilgilendirici olan bu turlar :

Eyüp, Zeyrek, Süleymaniye  ve  Tarlabaşı na  ücretsiz olarak düzenleniyor.

Ben 31 temmuzda  Tarlabaşı gezisine katıldım. Mimar Sinan Üniversitesi adına  Y.Mimar Alp Sunalp Tarlabaşı’ndaki  durumu anlattı. Gezi sırasında henüz evlerini boşaltmayanlar camlardan sarkarak   ‘Buradan  sökülüp başka yerlere gönderileceğiz, bize baskı yapıyorlar,  aranızda basın mensubu varsa bunları dile getirsin ‘’ diye bağırdılar.

 Tarlabaşı’ndaki durum nedir ? Yeni bir rant kapısı olarak tabiî ki buraya da yeni yerleşimciler getirilecek. Çok katlı, yaygın tabanlı binalar yapılacak. Tek bir giriş kapısı olacak, sitelerdeki gibi.

Peki  yok olan değerlerimiz neler?  Yapısal ve sosyal doku yok olacak.  Sokaklarında yaşanan      kültür de yok olacak.   Tabi tarihi binalarda yıkılacak.  İstanbul’u İstanbul yapan semtlerden biri daha yok olacak.

9 Yıkım bölgesi tesbit edilmiş. Biz bu bölgeleri gezdik.

En dar cepheli binalara örnek   Soldaki, 1800 lere tarihlenen ilk binalara  örnek,cephe son derece sade.

Yıkılmaya terk edilenlere bir örnekler

Bir eve girdik ki, çıktığımızda içimiz acıdı. Aile 140 yıldır bu evde yaşıyor. Tahta merdivenler, duvarlara sinen geçmişin kokusu, tavanlardaki bezemeler, yerlerdeki karolar … İnsanı geçmişe götürüyor.

Nasıl kıyıp ta yok edecekler diye düşünüyor insan.  Bilirkişi bu eve 240.000 TL fiyat biçmiş. Bir Amerikalı yine bu eve 2.500.000 TL vereyim demiş. Aradaki farka bakın. Ev sahibi tabiî ki satmıyor. Tüm evler mahkemelik olmuş,  direniyorlar. Ama , 9 kısmın % 90’ı boşaltılmış durumda.

İstanbul S.O.S grubu buradaki proje uygulamasının durdurulması için herkesi desteğe çağırıyor.      Belki çoğumuz ‘’ kültür turları’’ ile bu bölgeleri gezmişizdir.  Sadakat gezilerine katılıp gezerseniz farklı bir gözle bu bölgelerde neler yapılmak istendiğini göreceksiniz.

İnsanlar gider, evler  onları ve geçmişi yaşatmak  için kalmalı…

İstanbulsos.wordpress.com

Bilginiz olsun istedim.

Dostlarla paylaşmanız dileğiyle, sevgiler.

Aynur Koç
Dünya Mirası Gezginleri Derneği
Yönetim Kurulu Üyesi – Genel Sekreter
http://www.dunyamirasigezginleri.com
Tel: 0 542 233 03 88

 

 

 

Katılımcılardan: II. İstanbul’a Sadakat Gezisi/Zeyrek, Sercan Duygan

Sabah bazen uyanmam zor olabiliyor ama bir gün önce Elif beni cesaretlendirmese, İstanbul’da yapılan şehir işgalini yakalama fırsatım bir başka bahara kalacakmış.

 

Zeyrek Kadir has Üniveristesi’nin arka tarafı yada İMÇB Bloklarının karşısı olarak bilinir. Biz daha çok Fener – Balat / Fatih / Çarşamba / Süleymaniye’yi duymuşuz o havalide ama burası belki de benim bilmediğim bir yer.

Zeyrek’e İstanbul’a Sadakat Gezisi yaptım pazar günü. Sadakat derken bunun bir geniş girişim olduğunu söyliyeyim. İstanbul S.O.S. grubunun bir gezisi. Mimarlar, tarihçiler ve rehberler yöre ile ilgili geçmişle gelecekle ve bugünle ilgili bilgileri aktarıyorlar.

 

Bu adamlar deli mi?

 

Pazar sabahı kalkıp bu bilgileri aktarıyorlar, evet Deli.

Ama delilik iyidir… Destekliyorum.

 

Peki ne amaçla oluyor bunlar.

İşte şimdi yazının burası hem biraz uzun hem de biraz kısa:

TOKI Kentsel Dönüşüm Projesi

Istanbul Finans Başkenti

3 Köprü

Haliç’e yeni asma köprü

Marmaray

Ha birde Haydarpaşa Garı… Sonuncusunu yandığı için yazdım.

 

İşte İstanbul bu öğelerin birleşmesiyle şu hale geliyor. Zeyrek ve benzeri şehir içi semtlerin tamamından insanlar alınarak şehir dışına BEN YAPTIM OLDU diyen kişilerin 10. kattaki bahçeli yerlerine insanları taşıyorlar. Bunun sebebi burayı finans merkezi yapmak. Aslında proje görünüşte harika. Peki görünmeyen tarafı nedir?

 

Arkadaşlar, bu proje ile restorasyon adı altında bölgede sadece onarım yaparak eski ahşap binalar kurtarılıyor. Hesapta kurtarma. Bu onarım paraları nerden ISTANBUL 2010 Kultur Baskenti… pekı mevcut durum ne UNESCO kültür mirası listesine 90 yapı ile girmiş Zeyrek’te kalan 15 bina. unesco artık rısk bolgesı ılan edecek burayı bu su demek artık cıkıyor dunya mırası lıstesınden.

 

Kimin umurunda!

 

benim şu kısmı umurumda, tarihte medeniyetler yok olmuş gitmiş. Kim bilir kaç katman var altımızda tarihten. Ancak ben rant elde edilen sistem parçası olmayı reddediyorum.

Benim umurumda.

 

Nasıl olacak ?

 

Sevgili dostlar er yada geç her şey bir dönüşüme uğramak durumunda, 200 yıl önce çekilmiş bir İstanbul resim düşünün, bazen e-postalarınıza geliyor, Kadıköy-Karaköy- Taksim diye ne kadar değiştiğini görüyoruz. Şimdi ne onu değiştirenler yaşıyor, ne de değişimden zarar görenler.

 

Peki bu çaba neyin çabası ?

 

İşte tam da cevap burada bu çaba senin benim çabam. Biz hayatımıza engelleri, sınırları, yağmaları, dilencilikleri, kandırmaları, göz göre göreleri, bana bir şey olmazları, benden geçmişleri, eski zaman olurkileri, bana ne canımları, o eskidendileri, devir değiştileri, sırası gelinceleri koyduğumuzda; sanmayın ki bu kelimelerle kendimizi kurtarırız.

 

Asıl gerçek ilerleyişimizde biz birey olarak batarız.

Daha açık bir ifadeyle, insanın kendinden başlayan ve kendi yolunda ilerlemenin önünde duran ve sizi durduran her şeye sizin dur demeniz öncelikle ve sadece sizin yolunuzu açacaktır.

 

Bu girişimler bireyin kendi yolunu açmaya yöneliktir.

 

Gelin siz, kendi yolunuzu açmaya yönelik en büyük ışığın kendiniz olduğunu, hatırlayacak bir adım atın.

 

Siz, siz olun…

 

Sercan Duygan

 

“Ben olup, yaptiklarim…”

www.excursionistdreamer.blogspot.com

 

“Dreams DO Come Through…”

www.goforadream.org

 

“Güney Amerika’da bir ayın hikayesi..(Spritüel bir yaklaşımla)”

www.southdreamer.blogspot.com

 

Katılımcılardan: II. İstanbul’a Sadakat Gezisi/Fener Balat, Salih Kaya

İSTANBUL S.O.S’in düzenlediği ve ATLAS’ın desteklediği ‘İSTANBUL’A SADAKAT GEZİLERİ’nin 2’ncisi, 28 Kasım 2010 Pazar günü gerçekleştirildi.

 

Şehir dışından gelen biri olarak İstanbul’da sürekli bulunma şansına sahip değilim. Fırsat buldukça bir çok yerini gezdim, gördüm ve fotoğrafladım ama her defasında gözlerim hep güzelliklerini gördü yada öyle görmek istedi. Belki de İstanbul’a en güzel yerlerinden bakmak istedi. Oysa ki; yıkılmış, yakılmış, terkedilmiş veya terk ettirilmiş yüzüne dair anılarım azdır, İstanbul’un. Aynı sebepten dolayı zoraki biçimde çirkinleştirilmiş yüzüne de az rastladım, İstanbul’un.

 

‘Kentsel Dönüşüm Projeleri’yle, (bana göre ‘rant projeleri’) ‘Tarihi Yarımada’ dediğimiz coğrafyadaki izlerini silmeye, yok etmeye niyetlenmiş bir zihniyetin eseri olan yıkımları ve yıkılmışları yerinde görmek adına İSTANBUL S.O.S gezileri benim için güzel bir fırsattı. Yalnız olarak yapacağım gezilerde birçok detay ve ayrıntıyı kaçırabilirdim ama rehber eşliğinde düzenlenen İSTANBUL S.O.S gezileri bu ihtimali ortadan kaldırıyor.

 

İSTANBUL S.O.S’in 1’inci gezisinde Süleymaniye’yi tercih etmiştim. Hem Osmanlı’nın mirasına daha yakından farklı gözle bakabilmek adına hemde tanıdık yüzlerin yanında daha keyifli bir gezi olmasını düşündüğüm için. 2’nci gezide Fener-Balat’ı tercih ettim.

 

 

Fener-Balat!

 

Fener-Balat, şimdilerde feneri ışıldamayan ve eski görkemli günlerini özleyen bir semt haline dönüşmüş. Tarihi Balat Çarşısı da olmasa tarihi dokuyu hissetmeyen yüreklere cazibe merkezi olamayacak konuma düşmüş.

 

Belki de en dikkat çeken şey, İstanbul’un tarihi semtlerinde ağırlıklı olarak hep pastel renkler kullanılmış. Yüreklerindeki heyecanlı ifadeyi anlatır gibi… Fener’deki eski Rum Kilisesi olan ve şimdiki zamanın Kız Lisesi de dahil görkemli bir anıt gibi yükseliyor, İstanbul’un yıkılan ve hatta yakılarak o eski dönemin izlerini unutturmak isteyenlere inatla.

 

Türkiye’nin hiç bir şehrinde böyle bir kültürel doku ve tarihi yapılaşma olmadığını bildikleri halde, nasıl bir zekadır ki; övünerek koruyacağımız bir zamanda yıkıyoruz, yakıyoruz, tüketiyoruz geçmişimizi. Belki birkaç nesil sonra tükeneceğimizi ve yozlaşarak yok olacağımızı bilemeden!

 

İSTANBUL TEHLİKE’de, farkındamısın?

 

Dipnot: Gezi sonrası Fener İskelesi’nden deniz otobüsüne binip Üsküdar’a geçerken bir haber geldi: “Haydarpaşa yanıyor”. Gün sonu tam bir şok etkisiyle sonuçlandı.

 

Katılımcılardan: II. İstanbul’a Sadakat Gezisi/Fener Balat, Neslihan Ceux

Fener Balat gezisi için tekrar tekrar teşekkürler. Belçikalı eşim Xavier için şehrin bambaşka bir yüzüydü burası. Burçin Hanım’ın deneyimlerini öğrenmek de bizim için çok değerli. Annem Sevgi Hanım içinse ayrı bir nostaljiydi doğup büyüdüğü Balat’ı gezmek.

 

Fener Rum Lisesi’ne çıkan bir yokuşta annemin amcasının on yıl kadar önce sattığı evi gördük. Ben çocukluğumda çok ziyaret etmiştim o evi, ihtişamlıydı, büyük bir arka bahçede fıskiyeli havuzu, incir ağaçları vardı. Bahçe kapısı, yandaki Atgeçmez Sokak içinde bulunuyor. Şimdi bayağı hırpane görünüyor, parmaklıklı pencerelerini sunta plakalarla kaplamışlar. Bunu görmek üzücüydü.

 

Amcanın evinin ön sokağında bir düğün salonu varmış eskiden, Hülya Düğün Salonu. Üstü evmiş ama altta düğünler yapılırmış. Bu binanın dışı bayağı gösterişli geldi bana, süslemeli sütunları vardı. Annem fark etti, en üste kat çıkılmış. Kuvvetli muhtemel kaçak kat…

 

Pazar günkü geziyi bitirip gruptan ayrılınca anneannemin 1996’da sattığı evin sokağından geçtik. Annemin doğduğu, evlenene kadar da yaşadığı ev. Balat çarsıya paralel sokaklardan Tamburacı Sokak, 19 numara. Cumbalı, 4 katlı bir ev, muhtemelen 200 yaşında, Rumlardan kalma bir bina… Hemen karşısında da Rum kilisesi var. Benim çocukluğumda hala kullanılıyordu bu kilise. Kosova göçmeni anneannem ve dedem bu evde dedemin erkek kardeşiyle 2 ailelik bir yasam kurmuş ama dedemin kardeşi erkenden vefat edince o ailenin bakımı da dedeme kalmış. 16 kişilik bir nüfusu vardı evin. Dedem, bakkal dükkânını sadece iki dini bayramın ilk günleri kapatırmış, bunun dışında bütün yıl çalışan bir adam. Sorumluluğunda altı çocuk, beş yeğen, dul kalan yenge, anne, gelin… Sonra çocuklar büyüyüp çalışmaya başlasalar bile kendi üst başlarına, sinemalarına çalışmış ama evin gıdasını, elektrik, su ve yakacak masrafını karşılayan, yine dedem… 60lar, 70ler, 80ler iyi geçmiş de annemin kuzenleri büyüyünce malın paylaşımı gerekti. Bu yüzden o ev satıldı. O zaman henüz bölgedeki AB restorasyon projeleri başlamamıştı. Yalnız hatırlıyorum, evin zemininde kayma olduğu da konuşuluyordu bu evi satalım derken. Tabii 1996’da satıldıktan sonra Marmara depremini gördü bu ev. Ve hala ayakta!!

 

Anneannemden evi alanlar hala içinde oturuyor. Evin sahibi bayan kapıyı açtı ve biraz sohbet ettik. Aslında AB fonuyla restorasyon çalışmalarında bu ev için de görüşülmüş. Ancak evin erkeği şehir dışında olduğu için ve bir türlü imza veremediği için bu ev, proje fonundan yararlanamamış… Evin içinde değişiklik yapmamışlar ama girişteki taşlık biraz değişmişti. Ben mesela çocukluğumda o mermer taşlıkta sek sek oynardım. Bu ailenin küçük torunları olduğu için çocuklar kayar düşer diye beton dökmüşler yere. Bir de tahta bir kapısı vardı, onu demir sıradan bir siyah kapıya çevirmişler… Su an 3 kız kardeş kendi aileleriyle oturuyorlar ama onlar da satmayı düşünmeye başlamışlar. Çünkü kendinize ait, özel bir hayatınız yok, dedi o hanım. Çocukları 20li yaşlara gelmeye başlamış ve beraber oturup beraber yemek yemek zorundasın, başın ağrısa kendi kendine kapını kapatıp oturamıyorsun çünkü bu evin yaşamı öyle kurgulanmamış, diyor… Niyeyse biraz basiretim bağlandı da kaça satmak istediklerini soramadım. Şimdi gerçekten merak ediyorum…

 

O gün Burçin Hanım sorduktan sonra düşünmeye başladım, acaba evin ailemizde fotoğrafı var mıdır? İçerde çekilmiş fotoğraflar çoktur eminim ama dışından çekilmiş var mı bilemiyorum. Annem de hatırlayamadı ama dayılarıma soracağım, eğer bulabilirsem sizlere ulaştırmaya çalışacağım…

 

Bu arada Fener’in girişinde Vodina Caddesi’ndeki Mekteb-i Cafe, 40 yıl boyunca dedem İsmet Bey’in bakkal dükkânı olmuştu (Yenigün Bakkaliyesi). Onu görmek de çok çok güzeldi bizler için… Yıllar önce Yeditepe İstanbul dizisinde Latif Berberi’ne mekân olan dükkân, güzel bir öğrenci kahvesi olmuş. Üstündeki pembe bina da bakımlı görünüyor. Zamanında anneannem dedeme ısrar etmiş, bakkalın üstündeki 7 odalı o evi alalım diye. Dedem 16 boğaz beslemiş o dükkândan. Dile kolay… Cesaret edip de borca girememiş, almamış evi. İç çekmemek mümkün değil :)

 

 

Emekleriniz için tekrar teşekkür ediyorum.

 

Sevgiler,

 

Neslihan Ceux